Çocukların tükettiği şekerli içecekler diyabet riskini artırıyor
Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik, aşırı ekran süresi ve gizli şeker içeren içeceklerin tüketimi, çocuklarda Tip 2 diyabet riskini giderek artırıyor.
Bilge Türk | Çocuk Doktoru
İSTANBUL / TÜRKİYE — Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Sinem Türkmen, modern yaşam alışkanlıklarının etkisiyle çocukların henüz 10'lu yaşlardayken Tip 2 diyabet riskiyle karşı karşıya kaldığını açıkladı.
Genellikle bir yetişkin hastalığı olarak bilinen Tip 2 diyabetin çocukluk çağına inmesinin temelinde; aşırı gazlı içecek tüketimi, hareketsiz yaşam tarzı, uzun ekran süreleri ve değişen aile beslenme alışkanlıkları yatıyor. Uzmanlara göre, erken yaşta alınacak önleyici tedbirler ve yaşam tarzı değişiklikleri, çocukların yetişkinlik dönemindeki kronik hastalık riskini en aza indirmekte kritik bir rol oynuyor.
Şekerli içecekler ve insülin direnci tehlikesi
Son yıllarda çocuklar arasında gazlı içecekler, renkli atıştırmalıklar, meyve suyu olmayan aromalı içecekler ve katkı maddeli sütlerin tüketiminde ciddi bir artış gözlemleniyor. Masum gibi görünen bu tüketim alışkanlıkları, aslında büyük bir metabolik tehlikenin habercisi olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, çocukların severek tükettiği bu endüstriyel ürünlerin çoğu zaman vücuda aşırı miktarda yüklenen "gizli şeker depoları" olarak işlev gördüğünü belirtiyor.
Öyle ki, raflarda cazip ambalajlarla sunulan tek bir kutu gazlı içecek ortalama 7 ila 10 çay kaşığı arasında ilave şeker içerebiliyor. Bu tür yüksek şekerli ve katkı maddeli ürünlerin düzenli olarak tüketilmesi, çocukların günlük almaları gereken kalori miktarını hızla aşmalarına neden oluyor. Bu durum sadece hızlı ve sağlıksız kilo artışına yol açmakla kalmıyor, aynı zamanda pankreasın aşırı insülin üretmesine neden olarak hücresel düzeyde insülin direncine zemin hazırlıyor. İnsülin direncinin kırılmaması halinde ise süreç doğrudan Tip 2 diyabet tablosuna doğru ilerliyor.
Ebeveyn tabağı çocuğun beslenme rehberidir
Çocuklarda giderek yaygınlaşan sağlıksız beslenme alışkanlıklarının kontrol altına alınması ve değiştirilmesi sürecinde anne babalara çok büyük görevler düşüyor. Sorunun çözümü genellikle dışarıda değil, doğrudan evin içinde ve mutfakta saklı bulunuyor. Market raflarındaki şekerli içeceklerin yerine ev yapımı limonata, taze sıkılmış meyve suyu, katkısız doğal yoğurt ve şeker eklenmeden hazırlanan taze meyve püreleri çocuklar için çok daha sağlıklı ve besleyici alternatifler oluşturuyor.
Gelişim çağındaki çocukların beslenme konusunda çevrelerindeki en büyük rol modelleri olan anne ve babalarının tabağına dikkat ettiği, onların yeme alışkanlıklarını kopyaladığı biliniyor. Evde sebze, taze meyve, protein deposu baklagiller ve tam tahıllar ne kadar sık ve çeşitli bir şekilde tüketilirse, çocuklar da bu besinleri o kadar çabuk benimseyip hayatlarının değişmez bir parçası haline getiriyor. Aile sofralarının sadece yemek yenilen fiziksel bir alan olmadığını belirten uzmanlar, bu alanların aynı zamanda sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazanıldığı ve nesilden nesile aktarıldığı en önemli eğitim ortamı olduğunu vurguluyor.
Özel günlerde yüksek kalorili ödüllerden kaçının
Birlikte sofraya oturmak, çocuklara doğru ve dengeli beslenme davranışlarını kazandırmada atılacak en güçlü adımlardan biridir. Ancak günümüzde aileler, ödüllendirme veya kutlama gibi özel günlerde sıklıkla pizza, hamburger, patates kızartması ve asitli içecekler gibi yüksek kalorili, aşırı yağlı yiyecekleri tercih edebiliyor.
Uzmanlar, bu tür yaklaşımların çocukların ilerleyen yaşlarda stres, üzüntü ya da sevinç gibi duygusal durumlarla bu sağlıksız besinleri doğrudan ilişkilendirmesine yol açabileceği konusunda uyarıyor. Duygusal yeme bozukluklarının temelinin çocuklukta atıldığını belirten Dyt. Türkmen, sağlıklı ve besleyici yiyeceklerin de pekâlâ özel anların ve kutlamaların bir parçası olabileceğini, bu algının aile içinde yıkılması gerektiğini ifade ediyor.
Ekran süresini kısıtlayıp fiziksel aktiviteyi artırın
Sağlıklı ve dengeli beslenmenin yanı sıra, fiziksel hareketlilik de diyabetten korunmada en az diyet kadar büyük bir önem taşıyor. Günümüz modern dünyasında çocuklar, parklarda veya sokakta akranlarıyla oyun oynamak yerine evde, bilgisayar, tablet ve televizyon ekranları başında saatler geçiriyor. Bu durum, ciddi bir hareketsizlik (sedanter yaşam) salgınını ve buna doğrudan bağlı olan tehlikeli kilo artışını beraberinde getiriyor.
Düzenli uyku ve erken tanının diyabetle mücadeledeki rolü
Çocukluk çağı diyabet riskiyle mücadelede göz ardı edilen ancak son derece kritik olan bir diğer konu ise uyku düzeni ve kalitesidir. Yetersiz, bölünmüş veya kalitesiz uyku, çocuklarda da tıpkı yetişkinlerde olduğu gibi metabolizmayı yöneten temel hormonların dengesini bozabiliyor. Çok geç saatlerde yatma, yatağa girmeden önce uzun süreli mavi ışık yayan ekran kullanımı ve tamamen düzensiz uyku alışkanlıkları, vücudun insülin duyarlılığını azaltarak diyabet riskini artıran gizli faktörler arasında üst sıralarda yer alıyor.
Bu nedenle çocukların yaş gruplarına uygun günlük uyku süresine titizlikle dikkat edilmesi ve kaliteli bir uykuya geçiş için yatmadan en az 1 saat önce tüm dijital ekranların kapatılması tavsiye ediliyor.
Diyabetle mücadele, hastalık tanısı konup belirtiler ortaya çıktıktan sonra değil, çok daha öncesinde, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının temelleri atılırken başlamalıdır.
Sağlıklı beslenme davranışları kazandıran, çocuklarını spora ve harekete teşvik eden, aynı zamanda ekran süresini yaşa uygun şekilde sınırlayan aileler, çocuklarına hastalıklardan uzak, sağlıklı bir geleceğin kapısını açmış oluyor. Tüm bu önlemlerin yanı sıra ebeveynlerin çocuklarında gözlemleyebileceği bazı fiziksel belirtiler de kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Çocuğun eskiye oranla çok sık acıkması, doymak bilmeyen sürekli bir tatlı yeme isteği, açıklanamayan hızlı kilo artışı veya tam tersi kayıpları, aşırı su içme (susama) ve sık idrara çıkma gibi olağandışı durumlar, Tip 2 diyabetin ilk ve en önemli erken sinyalleri olabilir.
Böyle bir tabloyla karşılaşıldığında vakit kaybetmeden uzman bir çocuk doktoruna veya endokrinoloji uzmanına başvurmak ve basit bir açlık kan şekeri ölçümü yaptırmak, hastalığın erken tanısı ve ilerleyişinin durdurulması açısından hayati bir önem taşıyor. Unutulmamalıdır ki; çocukluk çağında doğru bir şekilde kazanılan ve içselleştirilen her sağlıklı alışkanlık, yetişkinlikte karşılaşılabilecek diyabet, obezite ve kalp hastalıkları riskini kökünden azaltan en güçlü ve kalıcı yatırımdır.













